Albüm Yazısı: Oğuz Büyükberber/4

En son güncellendiği tarih: Nis 12



"4” AL, BİR ÖDE

Benden Oğuz Büyükberber’in yeni albümü “4” hakkında bir şeyler yazmam istendiğinde hiç düşünmeden ‘evet’ dedim. Sonra ‘bu kadar yakın bir dostumun albümünü nasıl edip de “objektif” bir açıdan yazarım?’ diye tribe girdim. Sonra da tribi bırakıp, yaradana sığınıp, objektif-subjektif dinlemeden yazmaya karar verdim. “4” çok yönlü bir kişiliğin 4 yönünü gösteren bir kartvizit gibi. Çok yönlülüğün kafa karıştırıcı, adeta kaçınılması gereken bir meziyet haline geldiği günümüz müzik piyasasında, Oğuz Büyükberber’in inadına “alın o zaman, size şimdilik 4 yönüm bir arada; aslında dahası da var ama şimdilik bu kadar yükleme yapayım” albümü. Albümün birinci parçası olan “I/4”, Oğuz Büyükberber’in klarinet ve bas klarinet çaldığı, 2010 yılında Berlin’de oldukça doğal ve uzun bir yankısı olan boş bir ofis binasında besteci Emanuele de Raymondi tarafından yapılan kayıtlarından kendi oluşturduğu bir kolaj. Emanuele de Raymondi, bu kayıtlardan tamamen kendi kolajını yaratarak “Büyükberber Variations” adlı CD’yi New York’da çıkarmış. Oğuz Büyükberber ise “I/4″ü oluşturmuş. Oğuz Büyükberber’in bu kayıtlarda “mekanı” çaldığını, mekanın da Oğuz Büyükberber’i çaldığını, yani karşılıklı bir “çalış”ma olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Mekanın farklı köşelerindeki farklı dereceki yankılar ve mekanın doğal filtreleri, değişik mikrofonlar ve mikrofon pozisyonları kullanarak kaydedilmiş. Oğuz Büyükberber de kah mekan içinde dolaşıp çalarak, kah ayağını yere vurarak ya da “body percussion” çalarak, kah armoniklerin yankılarını birbirine ekleyerek, kah klape seslerini ya da daha başka modern performans tekniklerini kullanarak kayıt malzemesini oluşturmuş. Bu parçayı son derece melodik bölümlerin efekt dokularına karıştığı, boşluklu ve uzun soluklu seslerin daha yoğun ve karmaşık yapılara dönüştüğü bir yolculuk olarak niteleyebiliriz. Bazı melodiler oldukça “yöresel”, makamsal ve Halk Şarkısı gibi tınlarken, geliştikçe genellikle hep bir şekilde “evrensel olan” tarafından kırılıyorlar. Örneğin 12.dakikadaki melodi dünyadaki en eski yazılı müzik örneği olan Aydın yakınlarında bulunan Seikilos’un mezar taşından; bu melodi giderek metamorfoza uğrayarak daha kromatik, içinden aniden üst oktavların parladığı mikro-tonal bir yapıya çözülüyor. “I/4” dinledikçe günümüzden ya da geçmişten, Anadolu’dan ya da Çağdaş Müzik konser salonlarından pek çok hikayenin duyulduğu bir track. Albümün ikinci parçası olan “II/4”, 2011 yılında İstanbul Babajim Stüdyo’larındaki 2 günlük kayıtlardan oluşan, Oğuz Büyükberber’in piyano, Demirhan Baylan’ın bas gitar, 1.gün Cengiz Baysal ve 2.gün Cem Aksel’in davul çaldığı, bir kolaj. Pek çoğunuz Oğuz Büyükberber’in müziğe piyanoyla başladığını, sonradan klarinete geçtiğini, ancak Amsterdam yıllarından başlayarak piyanonun tekrar kendince bir ağırlık kazanmaya başladığını bilmeyebilir. Aslında bu ekibin Oğuz Büyükberber’in klarinet çaldığı bir albüm kaydetmek için girdiği stüdyoda karşı konulmaz bir Fazioli F228 piyano bulunması, buradaki piyano triosu kayıtlarına da neden olmuş ve “II/4″deki malzeme ortaya çıkmış. (Klarnetli kayıtlar ise büyük ihtimalle Oğuz Büyükberber’in bir sonraki albümünü oluşturacak, ama o ayrıııı.) Bu track’in önemli özelliklerinden biri “Live to 2 track” yani doğrudan çalarken mix'lenerek 2 kanala kaydedilmiş olması. Bu da, daha odaklanmış, dengeli ve daha canlı performans hissiyatında bir kayda neden olmuş. “II/4”, ülkemizde kayıtlı örneklerine pek rastlanmayan serbest doğaçlama piyano triosu formatının başarılı bir örneği olmuş. Burada “tanıdık bir standart yüzü”, “altere bir dominant akora ne çalarım’ın cevabını” ya da “önceden kararlaştırılmış metrik modülasyonlar” aramayacağız. Burada Türkiye’nin 4 olgun müzisyeninin spontan sohbetini dinleyeceğiz. Dinlerken değişik “standart” ruh hallerine, swing ve groove’a, doku örneklerine, “1/8’lik kavramı”ndan türeyen poliritmlere, kah akan kah bölük pörçük olup dağılan cümlelemelere, kah incelen, kah kalınlaşan armonilere rastlayacağız. Hemen şuracıkta Demirhan Baylan’ı, Cem Aksel’i ve Cengiz Baysal’ı da ayrıca saygıyla selamlıyorum ve şunu da belirtmek istiyorum: Pek çoğunuz bu müzisyenleri canlı bazı özel durumlar haricinde pek böyle çalarken dinlememişsinizdir. Bunun bir nedeni ölene kadar gelişmeye ve değişmeye açık, yüreklerini çaldıkları müziğe sonuna kadar koyan müzisyenler olmalarıdır. Bir diğer nedeni de yaratıcı potansiyellerinin tüm yönlerini ortaya koyabilecekleri ortam ve projelerin azlığıdır. Benim temennim, tüm müzisyenlerimizin tüm yönlerini buradaki açıklık, samimiyet ve yaratıcılıkla ortaya koyabilmeleridir; ve de ayrıca yeni gelen kuşakların da “bu bizim moruklar ne yapıyorlar böyle ya, bir bakalım” demeleridir… Albümün üçüncü parçası olan “III/4”, Oğuz Büyükberber’in son yıllardaki elektronik/elektroakustik çalışmalarından oluşan bir kolaj. Bu tarza olan ilgi ve yatkınlığını 2001 yılı Velvele albümünden başlayarak sergileyen Oğuz Büyükberber’in Amsterdam Konservatuarı Yüksek Lisans tezi konusunun “Elektroakustik Canlı Solo Performans Teknikleri” olduğunu, Amsterdam Steim elektonik müzik laboratuvarında çalışmalar yaptığını, son zamanlarda yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok solo konserinde elektronik ögelere kendi videolarıyla birleştirdiğini de belirtmek lazım. Farkındaysanız oldukça soyut bir müzik alanında somut referanslar vermekten öteye gidemiyorum, neden? Çünkü bu müzik tarzını yazıyla tanımlamanın ne kadar zor olduğunu biraz aşinalığı olan herkes bilir. Seven çok sever, sevmeyen hiç sevmez. Yine de şunları yazmayı deneyeceğim. Oğuz Büyükberber, “III/4″de günümüz sentezleme tekniklerini belli bir oranda kullansa da, daha çok var olan sesleri hafif miktarlardan aşırı-tanınmaza varan bir yelpazede “işlemeyi, katmanlandırmayı ve renklendirmeyi” tercih etmiş. Bunu yaparken de sanırım hem gerçek zamanlı canlı elektronik alet-edevatını, hem de önceden hazırlanmış malzemeleri kullanmış. Sonuçlar çoğu “taze” elektronik müzik dinleyicisinin “korku filmi müziği, radyo kanalı değiştirme cazırtısı, vahşi hayvan bağırtıları, atari oyunundaki robot aryaları, helikopter düşerken motorunun yavaşlama efekti, akortsuz distorşınlı bazuka, ahşap merdivenlerden yuvarlanan topal fil” olarak nitelendirmeyi sevdiği, tecrübeli yıllanmış elektronik müzik dinleyicisinin ise “dozunda bir filtre kullanımı, akışkan bir katmanlandırma, aşırı bas ve aşırı tiz yelpazesindeki dengeli uyum, bazı soundlar preset gibi tınlasa da aslında son derece müzikal bir kullanım, sanırım kaydedilen bisiklet tekerleği ve zili kendisinin kaydettiği 1972 model bir Alman, keşke en sondaki pink-noise groove’u kendini koklatıp tam oturmadan kaybolsaydı, hmmm…fraktal…” gibi anlaşılmaz nitelendirmeler kullanabilecekleri bir parça “III/4”. Sonuçta herkes her müzikten duyduğu kadarını duyar, ruhunun şekline göre duyduğunun izini taşır, etkiye açık olduğu kadar zedelenir ve güçlenir. Haydi seyahate çıkalım… Albümün dördüncü “parça”sı olan “IV/4” ise albümün “kapak sanatı”, kendi albümleri dahil camiadaki pek çok albümün kapağını tasarlamış olan Oğuz Büyükberber’in son yıllardaki görsel çalışmalarından örnekler. Albümü tüm bütünlüğüyle deneyimleyebilmek için, CD formatında “satın almak” için de zorlayıcı bir neden. Yine pek çoğumuzun bilmediği gibi Oğuz Büyükberber, Mimar Sinan GS İç Mimarlık Bölümü 1994 mezunudur, görsel sanatlar (resim, fotoğraf, video) aktif olduğu alanlardır. Doğuştan %10 oranında görebiliyor olması, onu 3 yaşından beri resim yapmaya, içinde ve dışında “gördüğü” dünyaları birleştirme çabasına itmiştir. Kendi sözleriyle “Yıllardır bu yaşamdaki en iyi rehberlerimden ikisinin birleşimiyle ilgili deneyler yapagelirim. Ses ve Görüntü’yü temel alarak, bu ikisinin sohbetini ve zıtlıklarını keşfederim”in ne demek olduğuna, albümün kapak sanatında yani “IV/4″de “bakabiliriz”. Yine Oğuz Büyükberber’in kendi sözleriyle bitirecek olursak: “önyargılardan, beklentilerden arınıp bu müziği düş dünyanıza aktarabilirseniz sizi mutlu edebilecek süprizlerle karşılaşabilirsiniz,

0 görüntüleme

© 2020 by Puja Productions

Abone Ol